çatalcanın köyleri ve mahalleleri

Çatalca Köyleri ve Mahalleleri

Çatalca, bulunduğu konumu ile hem tarih içerisinde önemini korumuştur hem de günümüzde aynı şekilde önemini korumayı sürdürmektedir. İlçe sınırlarınından geçen TEM otoyolu ve son birkaç yılda inşa edilen Kuzey Marmara Otoyolu ile kavşak noktası olma özelliğini artırmaktadır. Yol bakımından öneminin artması köylerinde ve mahallelelerindeki emlak potansiyelini ve tarım ve hayvancılıkta da üretim potansiyeli artırmaktadır. Bu potansiyelin yükselişi de İstanbul adına da önem taşımakta. Yani Çatalca’nın günümüzdeki yeri gayet sağlam olduğu gibi yerini sağlamlaştırmaya da devam ediyor. Böylesine önemli bir bölgeyi biraz da biz anlatmak istedik.

BİNKILIÇ – ATATÜRK MAHALLESİ

İstanbul’dan yola çıkıp şehirden tam olarak çıkmak istediğimizde bizleri Çatalca karşılar. Birbirinden güzel köyleri, göletleri, insanları… Şöyle bir nefes alıp şehre geri döndüğünüzde aklınızda o sımsıcak anılarla kendinizi tazelenmiş bulursunuz.

Yolunuzu biraz uzatmanızı öneririz bu kez. Ormanları geçin sabırla çünkü Tekirdağ sınırına geldiğinizde sizi ormanların arasında küçük ama tahmin edemeyeceğiniz kadar değerli bir köy karşılayacaktır: Binkılıç. Dilerseniz şahsi aracınız dilerseniz de Çatalca ilçe merkezinden 402 hat numaralı otobüs ile ulaşım sağlayabilirsiniz. Biraz köyün içine adımınızı atın çekinmeyin. Sizi içeri çekecek o denli keyifli insanlar bulacaksınız ki. Köyü şöyle etraflıca dolaştıktan sonra köy kahvesinde çekin bir sandalye çayınızı söyleyin ve yeşilin, doğallığın tadını çıkarın.

Doğası, mevkii, insanları kadar isminin geldiği yer de kendine bir o kadar değer katıyor. Esasen köye Rumlar yaşarken Istranca derlermiş. Fakat 1960 yılında köy ve beldelerde bir isim değişikliği yapılmıştır. Köy şimdiki ismini almıştır. Anlatılanlara göre Balkan Harbi sırasında bölgede neredeyse tüm köyler düşmüştür ancak köyde bulunan bin kişilik efe grubu köyü korumuş, köy hiçbir zaman düşman eline geçmemiştir. Rus ve Balkan savaşlarından sonra bölgedeki Rumlar göç etmiş yerlerine Balkanlar’daki Türkler yerleşmiştir.

Köy etrafında Roma ve Bizans kale kalıntıları bulunmaktadır. Bilinçli şekilde aranmadan fark edilemeyecek bir durumda harap halde de olsa köyün ne denli eski ve bölge için ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.

Etrafına doğru yola çıktığınızda kuzeyinde Çilingoz Tabiat Parkı’nda denize girme imkânına sahipsiniz, batısında Tekirdağ-Saray gibi önemli bir merkezin bulunması da köyün değerini daha da artırmakta.

ELBASAN KÖYÜ

Osmanlı devleti son döneminde birçok köy mübadiller ve muhacirlerle doldu taştı. Beraberlerinde bir çok acıyı, hikâyeyi getirdiler. Üstelik getiremedikleri de sayılamayacak cinsten. Doğuda ve batıda birçok köy ve şehir benzer kaderleri yaşadılar. Bu insanlarımız genç cumhuriyetin ilk vatandaşlarından oldular. Yeni yerleşim yerlerini vatan bilip en güzel hale getirmeye çalıştılar. Çatalca’nın Elbasan Köyü de bu köylerden sadece bir tanesi. Köy, Lozan Antlaşması gereğince Yunanistan’dan gelen Türklerin iskân edilmesiyle yerleşime açılmıştır. Yunanistan’da Trakya’yı Bekir Fikri adında bir komutanla birlikte yenilseler bile aylarca savundukları için vatansever anlamına gelen ‘Patriyot’ denmiştir bu askerlere. Bu muhacirler arasında da hala Rumca konuşanlar olduğunu bilmekteyiz.

Köyün kendi adıyla anılan ‘Elbasan Tava’ adında Trakya mutfağına özel bir de yemek vardır. Bir asır Osmanlı devletinde payitaht görevi gören Edirne’de de yapılan bu yemek saray mutfağına kadar girmiştir. Hatta bir yemeğin kendi coğrafyasını aşması gibi doğal sebepten Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan gibi Balkan ülkelerinde de tercih edilen bir yemektir.

Köyün adı rivayet odur ki yakınlarında bir mağarada bulunan el figürlerinden esinlenilmiştir. Maalesef bu mağara kalıntısı köylüler tarafından görmezden geliniyor çünkü iyiden iyiye yükselen otlar etrafını çevrelemiş ulaşılması güç hale gelmiştir. Köyün kenarından geçen ‘Şeytan Deresi’ piknik yapmak için ideal bir ortam sunmaktadır.

1978 yılında devlet ve köylü işbirliğinde köyün etrafında bulunan bataklık alan çamlık haline getirilmiş ve Trakya’nın birçok köyünde olduğu gibi etrafı iyiden iyi yeşille sarılıp sarmalanmıştır. Şimdilerde tarım arazisi açmak adına ormanlık alanlar azaltılsa da köyün doğası kendinden pek bir şey kaybetmiş değil.

Bir hafta sonu gezisi düşündüğünüzde burayı da yol üstüne alıp uğramanızı kesinlikle öneririz. Çünkü burada ne kadar çok köy tanır ve görürseniz emin olun sizin için çok daha güzel olacaktır. Köy Çatalca ilçe merkezinin güneybatısında olup Kuzey Marmara Otoyolu sapağındadır. Bu yönüyle ulaşım oldukça kolaylaşmıştır son zamanlarda. Dilerseniz ulaşım yine merkezden otobüs ile sağlanmaktadır.

İNCEĞİZ KÖYÜ

Ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklar olan Anadolu ve Trakya, ismini bildiğimiz ve bilmediğimiz çok fazla kavme, medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yalnız İstanbul yarımadasında yaşamış olan topluluklar dahi hatırı sayılır bir sayıdadırlar. Keza hem yer altından çıkarılan hem de yer üstündeki kalıntılar bunu gösteriyor. Bu kez rotanızı İstanbul’un dışına doğru kırdığınızda çok şaşıracağınız bir merkeze varacaksınız: İnceğiz. Yerleşimi tarih öncesi çağlara dayanan İnceğiz, günümüzde Çatalca’ya bağlı bir köydür. Köy bugünlerde hem gelişen Çatalca’nın dokusunu yansıtmakta hem de İstanbul’a ne denli yakın olduğunuzu da hissettirmekte. Bu yönüyle uğrak noktası olmayı hak ediyor.

Köyün kenarından geçen Karasu Deresi çevresinde kurulmuştur köy. Bölgeyi esas farklı kılan tarihi tarih öncesi çağlara uzanan üç manastır grubundan oluşan kayalara oyulmuş mağaraların bulunduğu vadi ve vadinin sonundaki Maltepe Nekropol Alanıdır. Helenistik dönemde iskânın başladığı bilinmektedir. Daha sonra bölgede Roma hâkimiyetiyle bölge farklı bir etkileşime girmiştir. İlerleyen yıllarda Bizans ve Osmanlı hâkimiyetine girerek süreç içerisinde kendine has yapılar oluşmuştur bölgede. Hatta köy, Padişah Yıldırım Beyazıt döneminden daha eski olup uzun bir müddet sancak kalemliği yapmıştır.

Mağara bir çeşit apartman gibi zaman içerisinde kat eklenerek oyulmuştur. Kayaçların killi yapısı bu iş için uygun olduğundan insanlar bu şekilde yerleşimlerini sürdürmüşlerdir. Kaymakamlığın başlattığı projeyle mağaraların önüne uzanan ahşap merdivenler yapılmıştır. Fakat mağaralar ne yazıktır ki istenilen ve hak ettiği değeri görememekte. Ne tam anlamıyla korunmakta ne de mağaralar için gerekli hassasiyet gösterilmekte.  Şimdilerde İnceğiz Mağaraları ve Maltepe Nekropol alanından çıkarılan eserler İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Mağaralar, Yeşilçam için doğal set alanı olarak da kullanılmıştır. Kemal Sunal’ın ‘Salako’ ve birçok filmin bazı sahneleri bu alanda çekilmiştir. Alanın etrafındaki mesire yeri ve restoran da keyifle zaman geçirmek adına hizmetinizdedir.  Mağaraları gezmek isterseniz köye ulaşım oldukça kolaydır. Çatalca ilçe merkezinden kalkan otobüsler ile kolayca ulaşabilirsiniz. Dilerseniz aracınızla yola çıktığınızda Çatalca ilçe merkezine geldikten sonra Saray istikametinde giderken çok gitmeden İnceğiz tabelasıyla karşılaşırsınız.

ÇİFTLİKKÖY MAHALLESİ

Çatalca İstanbul’un birçok noktası gibi şaşırtıcı bölgeleri olan naçizane bir yerleşim bölgesidir. Hem İstanbul’un büyük çoğunluğunu oluşturan yüzölçümü hem de kendi eski yerleşimi ve konumuyla İstanbul için çok önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Üstelik son dönemde yeniden aktif hale gelen Halkalı-Edirne demiryolu hattı ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne bağlanan Kuzey Marmara Otoyolu’nun da Çatalca’dan geçiyor oluşu emlak potansiyelini ve ticaret hacmini de artırmakta. Birçok köyü ve mahallesi de ilçe merkezi kadar değer kazanmakta. Subaşı, Gökçeali, İzzettin gibi Çiftlikköy’de mahalle statüsünde olduğundan değerini artıran bir yer haline gelmiş bulunmakta.

İstanbul Asya ve Avrupa’nın ortasında köprü vazifesi görmesi dolayısıyla her iki yakasında da kendi merkezlerinin art bölgelerinde önemli yerleşmeler yaratmıştır. Avrupa yakasında bunu hem Silivri hem de Çatalca’da görmekteyiz. Tarih içerisinde çeşitli noktalar hem bağımsız olarak hem de İstanbul’un çevre merkezlerinden biri olarak ortaya çıkmıştır bu bölgede. Çiftlikköy işte bu etkiler altında yaklaşık üç asır önce bölgede yaşayan Osmanlı Türkleri tarafından kurulmuştur. Kurulduğu zamanda Hacıoğlu, Kürtdere, Körhasan çiftlikleri ile beraber kurulan bir çiftliktir. Daha sonraları çiftlik, civardaki çiftliklerden daha fazla gelişince zamanla köy statüsü kazanmıştır. Zamanla çevrede yaşayan Rumların yerleşim merkezi olur ve Rum köyü haline gelir. Çiftlikköy kurulduğunda meydana bir çınar ağacı dikilmiştir ve ağaç hala köyün merkezinde Tarihi Çeşme ile birlikte ayakta durmaktadır. Meydan da ayrıca Papazın Kahvesi olarak adlandırılan bir eski yapı da bulunmaktadır. Balkan Harbi sırasında batısına kadar işgale uğrayan Çiflikköy, batı civarlarında ‘Gavur Tarla’ olarak anılan yerde Bulgar kuvvetlerinin yenilgiye uğramasıyla işgalden kurtarılsa da Bulgar kuvvetleri esas yenilgisini yine köyün batı civarlarındaki Çanakça ile Kestanelik arasındaki bölgede almışlardır ve geri çekilmişlerdir.

Köyden Bizans zamanında Terkos’tan İstanbul’a su getirmek üzere yapılan su bentlerinin kalıntıları da bulunmakta. Bu su bentleri uzun bir yol izleyerek Çatalca’nın birçok köyüne uğramaktadır.

Köye Lozan mübadelesi gereği Selanik ve civarından gelen mübadiller yerleştirilmiş olup bugünlerde yaşayan halkın dedeleri, babalarıdırlar. Selanik’ten gelirken oradaki geleneklerini de buraya taşımışlardır. 1924 yılından 1970 yılına kadar oradaki olimpiyat benzeri oyunları oynamışlardır. Cirit, güreş, üç adım gülle, koşu yarışları gibi oyunları oynamayı sürdürmüşlerdir. 1970’ten sonra oyunları oynamayı bırakmış olsalar da her yılın belli döneminde köyün en önemli görülen etkinliği yağlı güreş müsabakaları gerçekleştirilir.

Çiftlikköy, arazisi ormanlık arazi olup köylü geçimini çiftçilik ve hayvancıkla sağlamaktadır. Kuzeyinde kısa mesafede Ormanlı köyü plajı ile köye avantaj sağlamakta. Kuzeybatısında ise enfes manzaralara sahip, enfes bölgeleri bulunan Çilingoz Tabiat Parkı ile konumu açısından da birçok Çatalca köyü gibi değer kazanmakta. Çatalca ilçe merkezinden kalkan otobüslere binerek kolayca ulaşabilirsiniz. Köye varmadan önce içinden geçeceğiniz köyler ve tabiat sizi mest edeceğine eminiz.

 KALFAKÖY KÖYÜ

Bir uçurumun kenarından dağa tırmanırken hissettiğiniz en güzel korkulardan biri de güzel bir manzaranın ayaklarınızın altında serili olması olabilir. İstanbul’da bu duyguyu çokça yaşayabilirsiniz. İster Üsküdar’da çok dik bir yamaç tırmanırken boğazı seyrederek serin bir rüzgara verin kendinizi ister şehrin biraz daha dışında buğday sarısının gökyüzünün mavisine karıştığı tepelere tırmanın ve ormanların yeşiline bırakın kendine.  Çatalca’da şehirden iyice kopmaya başladığınızda ormanların arasında köylere rastlarsınız. Hepsi birbirini andıran, nezih insanlarıyla birbirinden güzel köyler. Bazılarına Karadeniz kıyısında, bazılarına bir tepeye tırmanırken, bazılarına da ovanın tam ortasına kurulmuş halde rastlarsınız.

Kalfaköy bulunduğu konumda olmasına şaşıracağınız bir köy. Meydanındaki çeşmeden akan serin kaynak suyu, büyük bir camisi, dost canlısı insanları Kalfaköy’ü benzersiz kılan özelliklerden birkaçı. Çatalca’dan Tekirdağ-Saray yönünde ilerlediğinizde Akalan köyü tabelası sizi başta kendine has ve epey büyük bir köy olan Akalan köyüne getirir daha sonra Akalan’ın içine girmeden önce sizi karşılayan tabelada Kalfaköy’ü göreceksiniz. Tabelayı takip ettikten sonra üzerinde bulunduğunuz yolda sizi önce Çatalca Belediyesi’ne ait hayvan barınakları karşılar ve biraz ürkek hayvanları karşılar biraz ilerleyip ağaçlarla çevrili yolu geçtikten sonra hava güzelse Kalfaköy sakinlerinin açtığı organik ürün tezgahları karşılayacaktır. Meyve ve sebze alışverişinizi taze yapmak isterseniz uğrayabilirsiniz. Sonra yol sizi doğrudan köyün meydanına getirir. Rakım biraz yükseldiğinden tepe üzerinden Çatalca ovasını görürsünüz. Meydandaki çeşmeden elinizi yüzünüzü yıkamanızı ve serinlemenizi öneririz.

Kalfaköy, 2.Bayazıt döneminde ‘Halifeköy’ ismiyle kurulmuş cumhuriyet kurulduktan sonra değiştirilmiştir. Padişah Bayazıt ava çıkmayı seven biriydi. Günün birinde ava çıkıldığında köyün coğrafyasını beğenmiş buranın imarı ve kalkınması için bir çeşme, bir cami, köy hamamı ve av köşkü yaptırmıştır. Bölgeye nüfus aktarımı yapılmıştır. Horasan’dan gelen Türkleri buraya yerleştirmiş ve köy kurulmuştur. Cumhuriyet kurulduğunda da Kalfaköy ismini almıştır.

Birçok köye yakınlığı ile merkezi bir hal almıştır. İlçe merkezinden Karadeniz sahiline varan bir tur düzenlerseniz yolunuzun üzerinde şirin mi şirin bir köy bulacaksınız.

KARACAKÖY MAHALLESİ

Trakya üzerinde hakimiyet kuran devletlerin çeşitliliğinden ötürü birbirinden farklı toplumlara ev sahipliği yapmıştır. Bazıları gelip geçse de Trakya hala bir baba gibi insanlarına kucak açmaktadır. İnsanları da coğrafyası gibi cömert özelliklere sahipler.

Karacaköy, Çatalca’ya bağlı mahalle ve köyler arasında en önemli merkezlerden biridir. Hem nüfusunun çevreye göre fazlalığı hem idari statüsü hem de tarihsel gelişimi ister istemez Karacaköy’ü öne çıkartıyor. Köy, kurulduğu dönemde bir Rum köyü olarak kurulmuştur. İstanbul fethedildikten sonra çevresi Osmanlı kuvvetleri tarafından ele geçirilmeye başlanmıştır. İki Türk sancaktarı olan Topal Osman Ağa ve Karaca Ahmet Paşa köye ilk giren birliklerin başındadır. Topal Osman Ağa köyün güneyinde bulunan Belgrat köyünde Bizans askerleri tarafından şehit edilmiştir. Karacaköy, ismini diğer sancaktar Karaca Ahmet Paşa’dan almıştır. Köy ele geçirildikten sonra Bulgaristan’dan getirilen insanlar yerleştirilmiş ve Türkleştirilmeye çalışılmıştır. Plevne savaşından sonra bölgeye daha fazla Türk göç etmiştir. Bu göç cumhuriyet kurulana dek devam etmiştir. Köy zamanla Rum köyü olma özelliğini kaybederek Türkleşmiştir.

Köyde eski yapılara da rastlayabilirsiniz. Tarihi 15. yüzyıla dayanan belediye binası olarak kullanılmış, iki defa yangın tehlikesi atlatarak restore edilen şimdilerde kullanılmaya devam edilen muhtarlık binası görülmeye değer bir yapıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan cami ve sağlık ocağı binaları da yine köyün eski mimari eserlerinden. 1968 yılında yapılan ilköğretim okulu hala eğitim veren eski bir yapısıdır.

Karacaköy halkı, geçimini çeşitli şekillerde sürdürmektedir. Tarım, işçilik, ormancılık, hayvancılık, kaliteli sütçülük gelir kaynakları arasında. Köyde Pazar günleri kurulan pazar yeri köyün merkezi önemini artırmakta ayrıca civar köylerden gelen halk de ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.

Orman işletmesi şefliği bulunan köyde şefliğin yirmi yedi bin hektar ormanlık alanı bulunmaktadır. Güneyinde Belgrat ve Çiftlikköy köyleri, ormanlık arazi ise küçük ve büyük Kuşkaya ile Hasandağı tepeleri bulunmaktadır. Bölgeden birçok dere geçmektedir. Marmara denizini Karadeniz’e bağlayan eski Bizans surları bulunmaktadır. Çobankule çayırı da bu bölgededir.

Kuzeyinde denize girmek için şehirden uzakta sessiz bir plaj olan Ormanlı plajı da bulunmaktadır.

Canlı çeşitliliği çok fazla olan bölgede izinsiz avlanmalarla nesli tükenen hayvanlar olsa da hala çeşitliliğini korumaktadır. Çakal, tavşan, tilki gibi hayvanlara rastlayabilirsiniz. Florası da çok geniştir. Bolca mantar, ot toplulukları, meşe ağaçlarıyla bezenmiş bir bölgedir. Her yıl Karamandere yolu üzerinde kum ocağına yakın bir bölgede kutlanmaktadır. Böyle bir bölgede baharın kutlanması ayrıca doğal bir durum tabii.

Ayrıca yörede çok eski bir gelenek olan deve güreşleri de yapılmıştır. Orman köylüsü olan Karacaköylüler odunların ormandan taşımak için deve kullandıkların bolca bulunurmuş. Her yılın belirli zamanında deve güreşleri düzenlenirmiş. Ancak makineleşme bu geleneği de tarihe karıştırmıştır. Çünkü yeni araçlarla birlikte artık develere ihtiyaç kalmamıştır.

Karacaköy, çevresine göre hayli merkez bir yer olmasına rağmen ilçe merkezine biraz uzaktır ancak merkezden kalkan otobüslerle ulaşım gayet kolaydır. Şahsi aracınızla ulaşmak isterseniz çok daha keyifli bir yolculuk olacağının garantisini verebiliriz.

DAĞYENİCE KÖYÜ

Marmara Denizi Karadeniz’e İstanbul Boğazı dışında başka bir yerden bağlı değildi. Ta ki insanoğlu yolları inşa edip mesafeleri azaltıp kurdukları merkezleri birbirine bağlayana kadar. İstanbul, nüfusu arttıkça ve köyleri, merkezleri büyüdükçe ulaşım ağlarıyla birbirine bağlandı. Batıdan doğuya, kuzeyden güneye köyler, mahalleler ve insanlar birbirlerine bağlandı. Yani aslında medeniyeti yol ile birlikte inşa ettik. Marmara’yı Karadeniz’le, Trakya’yı Boğaz ile birleştirdik. Çatalca ilçe sınırları da neredeyse güneyinden kuzeyine bir bütün halinde Karadeniz’e ulaşır.

Çatalca ilçe merkezinden yola çıktığınızda sürekli olarak kuzeye doğru ilerlerseniz Karadeniz sizi olanca kudretiyle karşılayacaktır. Bu yolda size eşlik edecek tanımadığınız epeyce insanla karşılaşacaksınız. Ayrıca şirin mi şirin bambaşka köylerle karşılaşacaksınız. Dağyenice de bu köylerden yalnızca bir tanesi. Köy ana yol üzerinde olduğundan burada mola verip hava almanızı öneririz. Köyde hayvancılık ve tarım hayli gelişmiş durumda olduğundan köyde doğal köy ürünleri de temin edebilirsiniz. Özel arabanızla gitmediğiniz takdirde Çatalca’dan Yalıköy’e kalkan otobüslerle gitmeniz de mümkün.

İkinci Bayazıt zamanında burada bulunan Fatma Aliye Hanım Çiftliği ile köy kurulmaya başlanmıştır. Bölgeye Anadolu’dan yerleştirilen insanlarla köy büyümeye başlamıştır. Daha sonraları 93 Harbi olarak adlandırılan Osmanlı-Rus savaşından ötürü bölgeye Bulgaristan’dan göçler olmuştur. Mübadil veya muhacirlerin yerleşimi bir süre devam etmiştir.

İlk Balkan harbinde Osmanlı Bulgar kuvvetleri karşısında ciddi bir toprak kaybı yaşamıştır. Son müstahkem mevkii yani İstanbul’dan önce son sağlamlaştırılmış savunma hattı olan Çatalca, Birinci Balkan Harbi sırasında çetin çatışmalara sahne olmuştur. Nazım Paşa komutasında Osmanlı ordusu Çatalca mevkiine gelerek Bulgar kuvvetleriyle savaşa girmiştir. Burada savaş Bulgarların aleyhine sonuçlansa da Çatalca Tren İstasyonu’nda imzalanan antlaşmada masa başında karlı çıkan taraf onlar olmuştur. Osmanlı bölgenin büyük bölümünü İkinci Balkan Harbine kadar Bulgarlara teslim etmiştir. Bu zamanlara denk gelen acı bir olay yaşanmıştır bir de Çatalca’da.

Henüz Çatalca’ya yeni sevk edilen Alaiye(Alanya) taburu acımasız bir baskına uğrar. Henüz yoldan yeni gelen gönüllü erlerden oluşan birlik ani bir hücumla şehit edilmiştir. Türk kuvvetleri bu olayın intikamını devam eden yıllarda almıştır. 1913 yılında Londra’da imzalanan antlaşmadan sonra diğer Balkan devletleri Bulgarlara saldırdığında Osmanlı da Birinci Balkan Harbi’nde imzalanan antlaşmadaki Büyükçekmece-Midye(Kıyıköy) hattını aşarak Edirne’ye kadar kaybedilen toprakları geri almıştır. Bulgarlar bu geri çekiliş esnasında Çatalca eyalet merkezindeki Müslüman mahallesini yakarak gitmiştir. Sadece Kaleiçi Mahallesi yanmamıştır çünkü orada Rumlar yaşamaktaydı. Günümüzde muharebelerin en çetin anlarının yaşandığı bölge olan Çanakça, Dağyenice, Yazlıkköy arasında Alaiye taburu anısını yaşatmak adına bir şehitlik bulunmaktadır. Alanyalılar ve bazı bölgedeki hayırseverler tarafından onarılmıştır.

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.”
Mehmet Akif Ersoy

Tüm şehitlerimize şükranımızı sunar Allahtan rahmet dileriz.

GÖKÇEALİ KÖYÜ

Gökçeali, taşıdığı anlam ve yaşadığı kader bakımından diğer Çatalca köyleriyle kader ortaklığı yapmaktadır. Hem tarih içinde köyün yaşamış oldukları hem de nüfus yapısı bunu bize anımsatmaktadır.

Milli mücadelenin silahlı aşaması sona erip Yunan kuvvetleri püskürtüldüğünde sekiz yüz elli bin sivil Çatalcalı Rum kendi istekleriyle Yunanistan’a sığınmak ister ve yerlerini boşaltırlar. İlerleyen zamanda Lozan mübadelesiyle Drama’nın köylerinden gelen insanlar yerleştirilmiştir. Bu yerleşme bir süre devam etmiştir. Gerek deniz yolu gerekse demiryolu ile ülkeye varan Türkler köylere farklı nüfus oranlarında tüm Çatalca’ya İstanbul’a ve farklı şehirlere yerleştirilmiştir. Gökçeali ismi de bu hikâyelerle bağlantılıdır.

Göçmek ve Ali sözcüklerinin birleşmesiyle birleşmiştir. Yunanistan’dan gelip köye yerleşen Ali Kâhya’nın orada kalan yakınları “Ali göçtü, bizde göçelim.” şeklindeki konuşmaları zamanla farklılaşarak göçülecek yer anlamına gelen ‘Gökçeali’ halini almıştır. Ali Kâhya’nın mezarı da hala Gökçeali köyünde bulunmaktadır.

Köy bulunduğu konum itibariyle Çatalca’nın ilçe merkezine en yakın köyüdür. Çatalca ile Tekirdağ’ın Saray ilçesini birbirine bağlayan yol üzerinde bulunması dolayısıyla değeri epey yükselmiş bir köydür. Saray’a giden yol üzerinde ayrıca İnceğiz’e giden yolun sapağı da Gökçeali’ye yakındır.

Köyden geçen Edirne-İstanbul Treni de geçmektedir. Başlıca uğraş alanları olan briket ve orman ürünlerini işledikleri birer atölye vardır. Tarım ve hayvancılık da köylüler tarafından yapılmaktadır. Köy Çatalca’ya en yakın köy olması dolayısıyla ulaşım gayet rahattır. Her an otobüs ve minibüs ile ulaşım sağlanmaktadır.

KABAKÇA KÖYÜ

Tarihin hatırlanması güç sayfaları arasında gezinirseniz bazen sizi şaşırtan yerlere rastlarsınız. Çatalca’da böyle yerlere rastlamanız pek muhtemeldir. Köylerin neredeyse tümünün birbirinden hüzünlü hikâyesi vardır. Çoğunlukla savaş zamanı vatanından koparılan Türk ve Rumların ortak hikâyelerini bir arada bulundururlar. Kabakça’da da göçmen vatandaşlarımız yaşıyor olsa da aslında biraz daha yerli bir nüfusa sahip nadir köylerden biri Çatalca’daki.

Kabakça, esasen Reşit Ağa denilen aslen Karslı biri tarafından kurulduğu rivayet edilir. 1505 yılında Kastamonu vilayetinden getirilmiş olan Tahtacı Türkmenlerinin Kabakçı oymağına ait aileler yerleştirilmiştir. Türkmenlerin yerleşiğine Rumeli’de ‘gacal’ denmektedir. Nüfusun büyük çoğunluğu gacaldır. Balkan harbinde Bulgarların kurmuş olduğu baskıdan kaçan halkı Osmanlı tarafından İçerenköy’ yerleştirilmiştir. Padişah tarafından Bulgar kuvvetlerine karşı görevlendirilen ve antlaşmayı yapan Nazım Paşa komutasında görevli bulunan Binbaşı Halit (Karsıalan), Kabakça köy halkının köyü terk etmesini değerlendirerek köyü çevirmiştir ve büyük bir çiftlik kurmuştur.

Savaştan sonra İçerenköy’den köylerine dönen Kabakçalılar köyün etrafındaki ormanlık araziyi kendilerine kullanıma açmışlardır. Binbaşı Halit daha sonra generalliğe terfi etmiş ve cesaretinden Deli Halit Paşa demişlerdir. Mesleğinin geri kalanında Kafkas cephesinde görevlendirilmiştir. Daha sonra milli mücadelede Kazım Paşa komutasında Kars’ın geri alınması sağlamıştır. Kars milletvekilliği de yapan Halit Paşa 1925’te vefat etmiştir. Ailesi de soyadı kanunu çıktığında ‘Karsıalan’ unvanını almıştır. Kabakça köy halkına dönersek gacallar ve sonraları Balkanlar’dan göç eden muhacirler birlikte hareket ederek Halit Paşa’nın mirasçılarından köyün Paşa’ya ait yerlerini satın almışlardır. Köylünün kendi arasındaki paylaşımlar daha sonra tapu-kadastro işlemleriyle tamamlanmıştır.

Büyükçekmece Gölü’nün kuzeybatısında ve Istıranca Dağları’nın başladığı noktada bulunması doğal olarak nefis güzelliklere sahip olmasını sağlamıştır. İstanbul’dan demiryolu ve karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. Köylünün başlıca uğraşı tarım, hayvancılık ve ormancılıktır.

ORMANLI KÖYÜ

Çatalca’nın en güzel köyü… Karadeniz kıyısında, ormanların arasında hatta neredeyse her şeyi orman olan bir köyden bahsedelim. Ormanlı köyü sakinlerinin neredeyse her şeylerinin orman olduğunu söylememizin sebebi ise hem dört bir yanının orman olması hem de doğal olarak köylünün uğraş alanının ormancılık olmasıdır. Hatta ‘Ormanlı’ ismi de bu sebepten konulmuştur.

Karadeniz kıyısında oluşu kendisine uzun ve gözlerden uzak bir plaj sunmaktadır. Hafta sonu farklı bir güzergah sunan Ormanlı, size oldukça keyif verecektir. Batısında Terkos gölü bulunur. Güneyinde Çiftlikköy ve Başak köyü gibi yerler bulunması dolayısıyla etrafla etkileşim ve iletişim halindedir. Buraya uğradığınız takdirde gidecek farklı seçenekler de doğmaktadır. Etrafında bulunan gölette bir işletmede çayınızı söyleyip doğanın keyfini çıkarabilirsiniz ya da öylece kendi başınıza doğa ile zaman geçirebilirsiniz. Özelikle insanlarının samimiliği ve sıcak davranışı sizi içeri çeken farklı bir husus olacaktır. Köyün meydanında köy kahvesinde sizi çok sıcak bir işletme karşılar. Oturup çayınızı söyleyip dilerseniz köylülerle sohbet edin. Size yabancı davranmayacaklardır.

Köy bahsettiğimiz çoğu köy gibi oldukça eski bir tarihe sahiptir. Beş yüz yıla dayanan köyün tarihi pek fazla önemli olaya da sahne olmuştur. Balkan Harbi ve 1.Dünya savaşı gibi memleketin bilfiil içinde bulunduğu savaşlarda savunma adına üstlendiği rol kadar 2.Dünya Savaşı’nda da Mandıra mevkiinde denize yakın konumda düşmana karşı kazılan mevziler bakımından da önemli rol tutmuştur.

Köyün plajı son zamanlarda Çatalca’nın gelişimiyle daha bilinir hale geldi. Artan ilgiyi hak eden bir yerdir aslında. Köye yakınlığı da cezbedici kılıyor plajı. İstanbul’dan günübirlik bir denize girme planı yaparsanız sakin ve temiz oluşuyla gayet ideal olacaktır. Karadeniz sahillerinin kendine has dalgalı hallerini bir kenara koyarsak oldukça tercih edilebilir bir yer olduğunu söyleyebiliriz.

AKALAN KÖYÜ

Rumların İstanbul’da yaşayıp da izini bırakmadığı pek az yer vardır. Ya ismini bırakır ya bir yapı bırakmıştır. Belki meyhane bırakmıştır bir semte ya da bir yemeğini bırakıp gitmiştir. Ne de olsa kardeşlerimiz olarak uzun yıllar boyu beraber yaşamışız. Akalan köyü de bize Rumları hatırlatır bir yönüyle. Lozan mübadele anlaşmasından önce Rumların yaşamış olduğu bir köy olan Akalan, Rumca ismiyle Hakalandır. Anlaşma imzalandıktan sonra Selanik’ten gelen muhacirler doldurmuştur köyü. Göç hazırlığında olan Rumlar, Türkler geldiklerinde henüz tam hazırlanamadıklarından köyde bir müddet komşu olmuşlardır.

Çanak biçiminde bir alana sahip olan köy etrafı tepelerle çevrilidir. Yerleşim ise kuzey yamaç boyuncadır. Alt kısmında ise yazın kuruyan bir dere akmaktadır. Coğrafi özelliklerinden ötürü köyde tarım ve hayvancılık yapılması hayli zor ve zaten kısıtlıdır. Köy ormancılık, küçük esnaf ve sanayii ile geçimini sağlamaktadır. 

Köye ulaşım Çatalca’nın birçok köyüne olduğu gibi merkezden kalkan minibüs ve otobüslerle sağlanmaktadır. İlçe merkezine yakınlığı Akalan’ın ulaşımını iyiden iyiye artırmaktadır. Ayrıca köy içinde Kalfaköy’e uzanan bir sapak vardır ve köyün uğrak yeri olmasını sağlamaktadır.

KALEİÇİ-FERHATPAŞA MAHALLELERİ

Bir bütünü oluşturan parçalar arasında bir ilişki vardır her zaman. Ya birbirlerine çok terstirler ya da biri olmazsa diğeri olmaz birbirlerini tamamlarlar. İstanbul’da bunu pek çok yerde görürüz. Mesela Fatih-Harbiye tramvayının iki ucu arasında olan iki farklı semtin oluşturduğu bambaşka doku ve bunun edebiyatımıza bile yansıması. İki yakası sürekli karşılaştırılır mesela İstanbul’un sakinleri tarafından. Mesela galata köprüsünün birleştirdiği iki ayrı medeniyette gördüğümüz o ayrılmaz bütünlük. İstanbul’a biraz uzak ama bizzat İstanbul’un kendi olan Çatalca’da da bu durumu görebiliriz. İlçe merkezini oluşturan iki mahalle: Ferhatpaşa ve Kaleiçi. İki mahalle de en az Fatih-Harbiye, Eminönü –Galata kadar birbirinden ayrılırmış eski zamanlarda.

Kaleiçi, tarihi kesin olarak belirlenemeyen bir yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Çatalca’yı gezmek istediğinizde hem önce buradan yola çıkmanız gerekir hem de farklı bir yol kullanacak olsanız da burayı görmeden gitmemenizi öneririz. Mahallede bulunan otuz iki bina 1983 yılında koruma altına alınmıştır. Yani binalara herhangi şekilde izinsiz dokunmak suçtur. Balkan savaşları sırasında Bulgar kuvvetleri ilçe merkezine kadar işgal ettikten sonra geri püskürtüldüğünde Kaleiçi’nin hemen bitişiğindeki şimdi Ferhatpaşa Mahallesi olarak anılan bölgeyi yakıp yıksa da buraya içinde yaşayan Rum nüfustan ötürü dokunmamışlardır.

Mahallede tarihi eserler arasında Çatalca’nın en büyük kilisesi olan Aya Yorgi kilisesi cumhuriyet ile birlikte camiye çevrilmiştir, 1999 yılındaki depremde iki şerefeli minaresinin bir kısmı yıkılmıştır ve tek şerefeli hale gelmiştir. Kaleiçi Camii olarak hizmet vermektedir. Ayrıca ulu bir çınarın altında bulunan tarihi Topuklu Çeşmesi de bulunmaktadır.

Çatalca, Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt tarafından 1371 yılında Bizanslılardan alınmıştır. Bizanslıların bölgeye verdiği isim olan ‘Matrai’ ismini ‘Çatalburgaz’ ismiyle değiştirmişlerdir. Bölgede şimdi Ferhatpaşa dediğimiz Müslümanlar bir mahalle kurmuşlardır. Bundan sonra Balkan harbine kadar iki farklı kültür yeşermiş ve zıtlıklarıyla birbirlerini yaşatmışlardır. Rumlar ise şimdiki Kaleiçi mahallesine yerleşmiştir. Yıllar sonra Osmanlı’da iki padişaha sadrazamlık da yapan Ferhatpaşa buranın imarıyla uğraşmıştır. Şehre su getirmesinin yanında Mimar Sinan’a kendi adıyla bir cami de yaptırmıştır.

1 Comment

  1. Reply 17 Aralık 2020
    Mesut vardar

    çatalca köyleri hakkında yazı yazıp catalcanın en güzel köyü olan yalıköyü yazmamanıza pek anlam veremedim

Yorum Yazın

E-mail adresiniz paylaşılmayacaktır.